Öyle biri olmadım.
İlgiyle izliyorum o yüzden.
bi arkadaşımın doğumgünü yarın.
Samimi olduğum, sevdiğim de biri kendisi.
Doğum gününü bilmemek ihtimalim yoktu zaten, belli aralıklarla sürekli hatırlattığı için ama, not da almıştım ajandama.
Yarın görüşmeyeceğimiz için bugün verdim hediyesini.
Memnuniyetle kabul etti.
Sabah uyandığından beri kendini doğum günü kutlamalarına hazırladığı öyle belli ki.
İlk iş mail attı şirket halkına.
Ben pastamı çilekli çikolatalı istiyorum diye.
Paraların kimde toplanması gerektiğini de belirledi.
İyi ki doğdum modunda bir mail işte, esprili, neşeli
Sonra herkese maili okuyup okumadığını, eğlenip eğlenmediğini, sevip sevmediğini sormaya başladı.
neşeli bir mail olduğu için, ne kadar yaratıcı, ne kadar komik, ne kadar farklı bir insan olduğunun vurgulanması beklediği.
Bir başka grup elinde hediye paketiyle geldi.
Zira belki sadece kutlayıp geçecek bir grup insana, yaklaşık 1 ay öncesinden, ne hediye istediğini, hangi çantayı, kazağı beğendiğini, mağazasına kadar bildirmişti.
Kolaylık mıydı, zorlama mı bilemem.
Hiç yapmadım ki.
Daha paketi açmadan biliyordu hediyeyi. Ona göre giyinmiş zaten 8)
Öyle neşeli, öyle şen şakrak ki.
Kendimi düşündüm.
Bildim bileli kutlanır doğum günüm.
Ailem, arkadaşlarım vs tarafından.
Ama özellikle iş yerinde bunun bir tören halini almaması için resmen uğraştım.
Hiç sevmedim ben birleşip pasta alan insanların mecburi bulduğum gülümsemelerle alkışlamalarını.
Yaptırmadım.
Doğmakla, kutlanacak çok büyük bi başarı gösterdiğimi düşünmedim ki.
Bi neşeye gark olmadım hiç, olamadım.
Onu izliyorum şimdi.
Herkesi arayıp haber veriyor, hem süper yaratıcı kendi doğum günü pastasını organize etme fikrini ve yazdığı maili, (çok beğendiği için insanları arayıp yazdığı maili okuyor)
Hem sipariş verdiği hediyelerinin geldiğini.
Bi başkasına sen de öğle yemeği organize et ama şu restorana değil, buraya giderim bile dedi.
8)
Kişilik meselesi bu, farkındayım ve ilgiyle izliyorum.
İyi bir insan kendisi.
Bilemiyorum belki bazı kompleksleri vardır.
Zira hiç beceremediği halde, becerdiğini düşündüğü şeylerle
Sahip olduğunu sandığı özelliklerle
Hatta kocasıyla bile övünmeyi seviyor.
E ama mutlu mu, mutlu!
Bazı şeyleri o kadar sıklıkla tekrarlıyor ki kendine ve etrafındakilere, öyle bir imaj oluşturuyor.
Bir yanılsama, bir ilüzyon.
Ama mutlu!
Kendime bakıyorum.
3 kelimeyi bir araya getirmek beni yazar yapmıyor
Birilerini çok güldürmek komedyen yapmıyor
Giyinirken uyuma dikkat etmek moda danışmanı, birkaç fikir uygulamak yaratıcı yapmıyor.
Makyaj yapabilmek çok becerikli yapmadığı gibi, doğru bir şey düşünmek de dahi yapmıyor.
Ne kadar farklıyız.
Ve aslında iyi ki de farklıyız.
Bak görüyorum işte, böyle kadınlar var.
Olduğuyla gurur duyan, kendini dev aynasında gören, gösteren, bunu kutlayan ve kutlatan.
Bense kendimle yetinemiyorum bile daha.
Taşmayı bırak,
Dolduğumu bile düşünmüyorum hala.
Doğmuşsam – benim becerim değil
Okumuşsam – öyleyim, başka seçeneğim yok
Biliyorsam – öğretmişler
Güzelsem – bu bi başarı değil
Komiksem – ben değil olanlar komik
İyiysem – olması gereken bu
Bu böyle gider.
Arkadaşımı görünce “ben kendimi sevmiyor muyum” diye düşündüm.
Düşündüm.
Yooo.. seviyorum.
Bak vallaha, gerçekten seviyorum. 8)
İyi şeyler hak ettiğimi de biliyorum.
Sanırım tek fark, kendim bilmek yetiyor bana.
Kendi kendimi kutlayabilirsem ne ala.
Duyurmak değil derdim.
İkna olmak.
Kendi onayıma ihtiyacım var.
Kendi gözüme girmeye çalışıyorum.
Böyle düşününce de “o zaman en çok kendimi mi önemsiyorum” diye sordum.
Başkalarının fikrinden çok benimki,
Başkalarının onayından çok benimki,
Başkalarının takdirinden çok benimki mi önemli olan.
Çıkamadım içinden.
Kendini ne kadar önemsiyor diye düşündüğüm birisi
Kendini benim kendimi önemsediğim kadar önemsemiyor da o yüzden mi sürekli başkalarına anlatmaya ihtiyaç duyuyor fikrine kapılmama neden oldu.
Dedim ya, çıkamadım içinden.
20 Kasım 2009 Cuma
18 Kasım 2009 Çarşamba
istatistiksel mevzular
canım sıkılıyor.
kendimi eğlendirmek için bişeyler aradım, bulamadım.
bari oyalanacak bişeyler bulayım dedim.
sayısal ifade yolunu seçtim.
yani onu bunu sayıp yazayım bari dedim.
evet o kadar sıkılmış ve bunalmış durumdayım.
buyrun: (istemezseniz buyurmayın, ısrar edecek değilim)
*blogspota geçmeden önce, yani blogcuda yazdığım toplam yazı sayısı: 347, blogspotta yazdığım yazı: 126 (rahmetli blogcu daha mı kullanışlıymış acaba, ben mi tembelim ki yaşlanınca?)
*mevcut parmak sayısı: 20 (6 parmaklı insanlara hiç özenmediğimden bu sayı beni mutlu ediyor)
*ağzımdaki diş sayısı herhalde 38dir. (20likleri çıkartırsak, başka eksik dişim de olmadığına göre öyle olmalı. yoksa valla sayamıycam)
*evdeki koca sayısı:1 (ya ne olacağıdı?)
*evdeki çocuk sayısı: 1 (kendim bizzat çocuğum)
*evdeki kedi sayısı: malesef 0 (bööhüüüüü)
*şu anda okumakta olduğum kitap sayısı: 2 (bir evde, biri işte)
*sene başından beri okuduğum kitap sayısı: 21 (yazık!)
*yerden yüksekliğim: 6 karış 4 parmak (ölçüyü up uzun parmaklarıyla sel kişisinin aldığı kayıtlara geçsin!)
*kilom:47-49 arası değişiyor (evet günde 2 kilo yiyorum galiba)
*kafamdaki saç teli sayısı: her geçen gün azalmakta.
*cüzdanımdaki kredi kartı sayısı: 1 (neyime yetmiyor!)
*kredi kartı ile yapılan taksitli alışveriş yüzdesi: 0 (peşin alamıyacağım hiç bir şeyi almıyorum. takıntılıyım.)
*an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 4.5 (biri tam bozuk değil)
*çantamdaki ruj sayısı: 3 (hepsi farklı renk)
*acıyan batan sulanan göz sayısı: 2 (alnımın orta yerinde üçüncü göz daha açılmadı)
*şehir içinde bulunan 1 dereceden akraba sayısı: 0 (annemler antalyada, kardiş desen şehir dışında görevde. ailem türkiyenin dört bi yanında.. böhüüüü..)
*şu an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 5.5 (sinirim bozuldu)
*bu saçma sapan yazıdan siniri bozulması muhtemel okuyucu sayısı: bak allasen doğru söyleyin!
*yazının bitme ihtimali: yüzde yüz.
kendimi eğlendirmek için bişeyler aradım, bulamadım.
bari oyalanacak bişeyler bulayım dedim.
sayısal ifade yolunu seçtim.
yani onu bunu sayıp yazayım bari dedim.
evet o kadar sıkılmış ve bunalmış durumdayım.
buyrun: (istemezseniz buyurmayın, ısrar edecek değilim)
*blogspota geçmeden önce, yani blogcuda yazdığım toplam yazı sayısı: 347, blogspotta yazdığım yazı: 126 (rahmetli blogcu daha mı kullanışlıymış acaba, ben mi tembelim ki yaşlanınca?)
*mevcut parmak sayısı: 20 (6 parmaklı insanlara hiç özenmediğimden bu sayı beni mutlu ediyor)
*ağzımdaki diş sayısı herhalde 38dir. (20likleri çıkartırsak, başka eksik dişim de olmadığına göre öyle olmalı. yoksa valla sayamıycam)
*evdeki koca sayısı:1 (ya ne olacağıdı?)
*evdeki çocuk sayısı: 1 (kendim bizzat çocuğum)
*evdeki kedi sayısı: malesef 0 (bööhüüüüü)
*şu anda okumakta olduğum kitap sayısı: 2 (bir evde, biri işte)
*sene başından beri okuduğum kitap sayısı: 21 (yazık!)
*yerden yüksekliğim: 6 karış 4 parmak (ölçüyü up uzun parmaklarıyla sel kişisinin aldığı kayıtlara geçsin!)
*kilom:47-49 arası değişiyor (evet günde 2 kilo yiyorum galiba)
*kafamdaki saç teli sayısı: her geçen gün azalmakta.
*cüzdanımdaki kredi kartı sayısı: 1 (neyime yetmiyor!)
*kredi kartı ile yapılan taksitli alışveriş yüzdesi: 0 (peşin alamıyacağım hiç bir şeyi almıyorum. takıntılıyım.)
*an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 4.5 (biri tam bozuk değil)
*çantamdaki ruj sayısı: 3 (hepsi farklı renk)
*acıyan batan sulanan göz sayısı: 2 (alnımın orta yerinde üçüncü göz daha açılmadı)
*şehir içinde bulunan 1 dereceden akraba sayısı: 0 (annemler antalyada, kardiş desen şehir dışında görevde. ailem türkiyenin dört bi yanında.. böhüüüü..)
*şu an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 5.5 (sinirim bozuldu)
*bu saçma sapan yazıdan siniri bozulması muhtemel okuyucu sayısı: bak allasen doğru söyleyin!
*yazının bitme ihtimali: yüzde yüz.
17 Kasım 2009 Salı
sanki pazartesi sanıyorum bu günü.
ama pazartesi değil, salı olduğunu düşününce bile oh demiyorum, çünkü keşke cuma olaydı.
mızıklanasım, tembellik edesim, kitap okuyup, sıcak şarap içip, film falan izleyesim var.
dün şirketciğimiz bizi omurgamızı sevelim koruyalım konulu bir eğitime yolladı.
sürekli masa başında çalıştığımız için düşünülmüş olacak.
bi nevi kıyak.
tüm gün süren bi eğitim, o yüzden hiç gelmedim şirkete.
ingiliz bi abi yatırdı bizi yere, anlattı, gösterdi bişeyler yaptırdı.
oramızı buramızı eğip büküp,
daha da olmadı yanımızdaki arkideşe oramızı buramızı elletip durduk.
bence sorun yoktu da,
misal oda arkadaşım bir erkek bir miktar işkillenmiş:
"bu ne abi ya, yazılımcı çocuk kuyruk sokumum nerde başlıyor iyice bi tecrübe etti" dedi.
8)
eğitim sonunda bi arkadaşımla geldik eve
hafta sonu sıcak şarap yapmıştım da, 2 kupa artmıştı.
içtik, spor salonu çıkışı iyi oldu 8)
hafta sonu genelde evdeydim.
biraz nostalji yaptım.
kamerayı alıp, eski görüntüleri izledim.
annem-fundam-ben-kardiş
bi tiyatro oynamıştık.
dekor değilse de kostümler şahaneydi 8))
1950li yıllar
kardiş benim babam.
annem esas annem olmakla beraber benim sadece kalfa sandığım bir kadın.
fundam esas annem sandığım ama babamın annemle beni bırakıp kaçtığı ve 1 sene sonra eve beraberinde getirdiği diğer kadın.
izledim, güldüm.
ne eğlenmişiz, iyiki soytarmışız.
yeni eğlenceler tertip etmeli, yeni anılar biriktirmeliyiz.
siyah bi polar şalım vardı.
toz tüy tutuyor diye kullanmıyordum da durup duruyordu.
onu kesip biçip çanta yaptım, üstüne de renkli renkli ponponlar diktim.
pek şirin oldu.
kalan kumaştan 2 tane daha yapıp bizim odadaki kızlara hediye ettim.
makbule geçti.
ağaçların ve bodur yer bitkilerinin fosforlanmış renkli yapraklarına hayranım.
keşke hep böyle kalsalar.
ve ankara sadece sohbaharda güzel herhalde.
sustum, bitti.
ama pazartesi değil, salı olduğunu düşününce bile oh demiyorum, çünkü keşke cuma olaydı.
mızıklanasım, tembellik edesim, kitap okuyup, sıcak şarap içip, film falan izleyesim var.
dün şirketciğimiz bizi omurgamızı sevelim koruyalım konulu bir eğitime yolladı.
sürekli masa başında çalıştığımız için düşünülmüş olacak.
bi nevi kıyak.
tüm gün süren bi eğitim, o yüzden hiç gelmedim şirkete.
ingiliz bi abi yatırdı bizi yere, anlattı, gösterdi bişeyler yaptırdı.
oramızı buramızı eğip büküp,
daha da olmadı yanımızdaki arkideşe oramızı buramızı elletip durduk.
bence sorun yoktu da,
misal oda arkadaşım bir erkek bir miktar işkillenmiş:
"bu ne abi ya, yazılımcı çocuk kuyruk sokumum nerde başlıyor iyice bi tecrübe etti" dedi.
8)
eğitim sonunda bi arkadaşımla geldik eve
hafta sonu sıcak şarap yapmıştım da, 2 kupa artmıştı.
içtik, spor salonu çıkışı iyi oldu 8)
hafta sonu genelde evdeydim.
biraz nostalji yaptım.
kamerayı alıp, eski görüntüleri izledim.
annem-fundam-ben-kardiş
bi tiyatro oynamıştık.
dekor değilse de kostümler şahaneydi 8))
1950li yıllar
kardiş benim babam.
annem esas annem olmakla beraber benim sadece kalfa sandığım bir kadın.
fundam esas annem sandığım ama babamın annemle beni bırakıp kaçtığı ve 1 sene sonra eve beraberinde getirdiği diğer kadın.
izledim, güldüm.
ne eğlenmişiz, iyiki soytarmışız.
yeni eğlenceler tertip etmeli, yeni anılar biriktirmeliyiz.
siyah bi polar şalım vardı.
toz tüy tutuyor diye kullanmıyordum da durup duruyordu.
onu kesip biçip çanta yaptım, üstüne de renkli renkli ponponlar diktim.
pek şirin oldu.
kalan kumaştan 2 tane daha yapıp bizim odadaki kızlara hediye ettim.
makbule geçti.
ağaçların ve bodur yer bitkilerinin fosforlanmış renkli yapraklarına hayranım.
keşke hep böyle kalsalar.
ve ankara sadece sohbaharda güzel herhalde.
sustum, bitti.
12 Kasım 2009 Perşembe
ahmakların vasıfları*
ahmaklığın dört alameti vardır. sana söyliyeyim de öğrenesin.
kendi ayıbını görmeyip de başkalarının kusurlarını aramak.
gönlüne cimrilik tohumu saçtığı halde cömertlik ummak.
huyu ile halkı hoşnut etmiyen kimsenin Tanrı kapısında hiçbir değeri yoktur. adeti huysuzluk olanın işi daima nefret kazanmaktır. kötü huy tende canın belasıdır. huysuz kişi insandan sayılmaz.
cimrilik cehennem ağacından bir daldır. zavallı cimricik de mezbaha köpeklerine benzer. cimri nerede cennet yüzü görsün. o fil'in ayakları altına düşmüş bir sivrisinektir.cimriliğin pintiğinden kendini bir tarafa çek ki ahmaklar zümresinden sayılmayasın.
*Pendname (öğüt kitabı)
Feridüddin-i Attar
1963 basımı bu kitabı buldum da, okuyorum.
bu kadar öğüt almışken birini de paylaşayım dedim 8)
kendi ayıbını görmeyip de başkalarının kusurlarını aramak.
gönlüne cimrilik tohumu saçtığı halde cömertlik ummak.
huyu ile halkı hoşnut etmiyen kimsenin Tanrı kapısında hiçbir değeri yoktur. adeti huysuzluk olanın işi daima nefret kazanmaktır. kötü huy tende canın belasıdır. huysuz kişi insandan sayılmaz.
cimrilik cehennem ağacından bir daldır. zavallı cimricik de mezbaha köpeklerine benzer. cimri nerede cennet yüzü görsün. o fil'in ayakları altına düşmüş bir sivrisinektir.cimriliğin pintiğinden kendini bir tarafa çek ki ahmaklar zümresinden sayılmayasın.
*Pendname (öğüt kitabı)
Feridüddin-i Attar
1963 basımı bu kitabı buldum da, okuyorum.
bu kadar öğüt almışken birini de paylaşayım dedim 8)
10 Kasım 2009 Salı
09 Kasım 2009 Pazartesi
yüz buldum astarını da istiyorum 8)
kitap dedim, bi sürü öneri geldi. aman pek sevindim. ohh kolaymış böyle dedim.
elini veren kolunu kaptırıyor demezseniz,
bi de şey sorsam,
film.
ama komedi film.
ama öyle romantik komedi falan değil de,
bayağı böyle kahkaha attıracak komedi film.
tabi herkesin güldüğü şey farklıdır, farkındayım.
biri katılır gülecem diye, öbürü sırıtmaz.
iyi biliyorum.
zira genellikle o sırıtmayan tarafta oluyorum. 8)
ama hiç mi yok derseniz, var tabi.
beni çok güldüren filmler de var.
hah, işte onlardan istiyorum şimdi.
bana biraz film tavsiye etsenize...
dur ben örnek de vereyim size aklıma gelen gülünç filmlerden
misal eskilerden "parti". hani peter sellers'in oynadığı (evet gülüyorum ona çok, çocukça ama gülüyorum!)
sonraaa...şeyin filmlerinin de hastasıyım, fransız yönetmen francis veber. salaklar sofrasından bildiniz mi?
işte böyle komik filmler var mı aklınızda.
çok güldüm dediğiniz?
noooluuuurrr bi söylesenizeee...
oldu, teşekkürler, öpiym 8)
elini veren kolunu kaptırıyor demezseniz,
bi de şey sorsam,
film.
ama komedi film.
ama öyle romantik komedi falan değil de,
bayağı böyle kahkaha attıracak komedi film.
tabi herkesin güldüğü şey farklıdır, farkındayım.
biri katılır gülecem diye, öbürü sırıtmaz.
iyi biliyorum.
zira genellikle o sırıtmayan tarafta oluyorum. 8)
ama hiç mi yok derseniz, var tabi.
beni çok güldüren filmler de var.
hah, işte onlardan istiyorum şimdi.
bana biraz film tavsiye etsenize...
dur ben örnek de vereyim size aklıma gelen gülünç filmlerden
misal eskilerden "parti". hani peter sellers'in oynadığı (evet gülüyorum ona çok, çocukça ama gülüyorum!)
sonraaa...şeyin filmlerinin de hastasıyım, fransız yönetmen francis veber. salaklar sofrasından bildiniz mi?
işte böyle komik filmler var mı aklınızda.
çok güldüm dediğiniz?
noooluuuurrr bi söylesenizeee...
oldu, teşekkürler, öpiym 8)
04 Kasım 2009 Çarşamba
kendim düşüneceğime size sorayım
huu-huuuu...
bana birkaç kitap önerseniz ne güzel olur 8)
böyle akıcı
dili güzel
konusu kadar kullanılan kelimeleriyle de etkileyen
ne biliyim romantik oluur, tarihi oluur, roman olur, biyografi oluur...
bilemiyorum işte.
bunların hepsi ya da hiçbiri.
bana bişeyler önersenize.
alınacaklar listemde tek bir kitap kaldı sadece.
genelde kitapyurdundan sipariş ediyorum.
o zaman da kargo parasından kar etmek için 4-5 kitap falan istiyorum.
ama şimdi ne alıyım bilemedim.
istiyorum ki beni alsın götürsün bi yerlere.
ne olduğu, edebi değeri falan da önemli değil ha!
şu çok güzeldi dediğiniz 3-5 isim yazsanıza
hı?
yazar mısınız?
imza:
armut piş ağzıma düş insanı, tembel saklambaç.
bana birkaç kitap önerseniz ne güzel olur 8)
böyle akıcı
dili güzel
konusu kadar kullanılan kelimeleriyle de etkileyen
ne biliyim romantik oluur, tarihi oluur, roman olur, biyografi oluur...
bilemiyorum işte.
bunların hepsi ya da hiçbiri.
bana bişeyler önersenize.
alınacaklar listemde tek bir kitap kaldı sadece.
genelde kitapyurdundan sipariş ediyorum.
o zaman da kargo parasından kar etmek için 4-5 kitap falan istiyorum.
ama şimdi ne alıyım bilemedim.
istiyorum ki beni alsın götürsün bi yerlere.
ne olduğu, edebi değeri falan da önemli değil ha!
şu çok güzeldi dediğiniz 3-5 isim yazsanıza
hı?
yazar mısınız?
imza:
armut piş ağzıma düş insanı, tembel saklambaç.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
